|
|
|
 |
Okunma |
|
482 |
GAYRETULLAH nedir?
Helâk olan eski kavimler için: “Onlar günah ve isyanda sınırı aştıkları için gayretullaha dokundu. Allah da onları helâk etti” denilir. Ancak Allah’ın gayreti, insanların gayretine asla benzemez. Cenâb-ı Hakkın yüce Zâtına yakışır ve kutsiyetine lâyık bir gayreti vardır. Onun bu yüce gayreti, çoğu kez, günah ve isyanda sınırı aşanları cezalandırma şeklinde tecellî eder.
Gayret sahibi bir mü’min de, dine aykırı ve zararlı durumlar, hâdiseler ve tecavüzler karşısında lâkayd ve duygusuz kalamaz, müteessir olur, hamiyeti galeyana gelir. Nitekim Kur’an (48:29) âyetinde sahabelerin yüksek meziyetlerini beyan ederken, “küffar üzerinde çetin ve metin” olduklarını kaydeder.
Buhari’nin 67. Kitabü’n-nikah l07. babından alınan bir hadis-i şerifte şöyle buyurulur: “Allah Teala, mü’minler hakkında gayret ve hamiyet gösterir (hayır ve saadet diler). Ve Allah’ın gayreti, haram kıldığı fena şeyleri (günahları) mü’minin işlememesi içindir.”
Allah Teala’ya nisbet olunan gayretle, insanlardaki gayret hiçbir cihetle birbirine benzemez. Allah’ın gayretinden, kullarına merhameti, hayır ve saadet dilemesi anlaşılır.
Bunu FETHULLAH GÜLEN hocaefendiden nakledeceğim bir kıssa ile tamamlamak istiyorum ...
.................................................. ............................................
Bir deve kervanı yola çıkmış giderken yolda fakir bir dervişle karşılaşırlar. Derviş kervancıbaşına kendisini de almalarını rica eder. Kervancıbaşı bu isteği kabul eder, yola revan olurlar. Bir zaman sonra yolda haramiler kervanı basar ve neleri var neleri yok hepsini alırlar. Dervişe de malı olup olmadığını sorulunca o, "Benim hiç param yok; ama kervancıbaşının değerli bir yeleği vardı, onu almayı unutmuşsunuz." der. Haramiler yeleği alırken kervancıbaşı hiçbir şey söylemez; ama dervişe çok gönül koymuştur. Öyle ya; ona o kadar iyilik yapmasına karşılık böyle bir tavırla karşılaşmıştır.
Bir zaman sonra, kervan ahalisi bütün varlığını kaybetmiş bir halde bekleşirlerken devletin askerleri çıkagelir. Haramiler derdest edilmiştir. Bütün gasbedilen mallar sahiplerine iade edilir. İşte o anda kervancıbaşı dervişe yanaşır ve der ki: "Baba aşkolsun! Ben sana o kadar iyilik yaptım, sen de tuttun eşkıyalara benim yeleği haber verdin." Derviş de der ki: "Oğlum, bu haramiler o kadar zulmettiler ki; baktım gayretullaha dokunmasına dört parmak kalmış. Senin yelek işte o dört parmak yerine geçti."
Evet, Allah (cc) zalimleri iflah etmez. Ancak mazlumun Allah'ın gayretine dokunduracak liyakati kesbetmesi gerekir. Eğer o, bu seviyenin eri değilse ve yöneleceği kapıya tam yönelememişse ceza te'cil edilebilir. Bugün Müslümanlara revâ görülen zulmü ve bu zulmün gayretullaha dokunmasını da bu zaviyeden ele almak gerekir.
Bir mümin yabancı dil öğrenirken gönlünün derinliklerinden içeri "İngilizcem, Almancam, Fransızcam olsun, kariyer yapayım, aranan adam ben olayım." düşüncesi girerse ve bu, tek derdi haline gelirse Cenâbı Allah razı olmaz. Her şey "O'nu nasıl anlatır, rızasını nasıl kazanırım?" duygu ve düşüncesine bina edilmelidir.
Bir transatlantikle yolculuk yapanlar için güvenlik seviyesi ne kadar yüksek olursa olsun bir kaza ihtimaline binâen gemiye flikalar koyuyorlar.. can yelekleri ve işaret fişekleri koyuyorlar.. acil kurtarma plânları hazırlıyorlar... Rica ederim, şu dünya yolculuğunda öbür hayatımızı garanti altına almamız için bir hazırlık yapmıyorsak buna ne denebilir? Muhtemel bir kaza için bu kadar hazırlık yapan bir İnsan, gelmesi yarın kadar kesin ebedî ahiret hayatı adına hazırlık yapmıyorsa o divane değil midir?
Sahih midir bilemiyorum; ama oldukça ibretli bir hikayedir Hazreti Ali'nin bir dehrî (materyalist) ile diyaloğu. Dehrî Hz. Ali'ye; "Bu dünyada boş yere yorulup duruyorsunuz. Ya cennet cehennem yoksa?" der. Hazreti Ali'nin cevabı şu şekilde olur: "Sizin dediğiniz doğruysa ben bir şey kaybedecek değilim. Ama benim dediğim doğruysa ve cennet var ise siz ne kaybedeceğinizin farkında mısınız?"
 Facebookta Paylaş
|