Ana Sayfa EzaN DiNLe  iLahiLer DinLe   Kuran DinLe  NaMaz SureLeri KLip İzLe Arama

iLahiLer

   Ana Sayfa
   isLami Sohbet
  iLahi SözLeRi
  iLahi SanatçýLaRýmýz
  2016 iLahi aLbümLeri
  2016 Mp3 iLahiLeR
  2017 Ýlahiler
  AbduRRahman ÖnüL
  ALi ERcaN iLahiLeri
  ALLah(c.c)
  BiLmeceLer
  CeLaLeDDin ADa iLahileri
  CemaL KuRu KLipLeri
  Cep Ýlahi Dinle
  ÇoCuk iLahileri
  Dini FiLmLer
  Dini BiLgiLer
  Dini FoN MüZikLeri
  Dini HikaYeLer
  Dini MeSajLar
  Dini ReSimLer
  Dini SohBetLer
  DuaLaR
  DurSun ALi ERzinCanLý
  En Çok DinLeNenLeR
  EzaN DinLe
  EzGi DinLe
  EþReF ZiYa TeRzi
  FaTih ÖzTüRk iLahiLeri
  Garip Bekir ilahileri
  GRuP 571 iLahiLeri
  GRuP BahaR iLahiLeri
  GRuP DeRGah iLahiLeri
  GRuP TiLLo iLahiLeri
  GüçLü SoYDemiR iLahileri
  GüzeL SözLeR
  HaDiS BahÇeSi
  HaSan DuRSun iLahiLeri
  iLahi iLe iLGili HabeRLer
  iLahi KLipLeRi izLe
  iLahi SohBet OdaLaRi
  iLahiCiLer
  iSLam Da KaDýn
  iSLami RüYa TabiRLeri
  iSLami ÞiiRLer
  KuRan-i KeRim DinLe
  KüÇük AhMet iLahiLeri
  KüÇük EmRe
  Mehmet Emin ay iLahieri
  Mehmet KaRakus iLahileri
  MetiN KaRa iLahiLeri
  MevLana ve Þems Sözleri
  MiniK DuaLaR GruBu
  MuRat BeLet
  Mustafa Cihat ilahileri
  Mustafa DemirCi ilahileri
  MuSTafa ToPaL iLahiLeri
  MuzaFFer Gürler iLahileri
  MuzaFFer Yalçin iLahileri
  MuzikSiz iLahileR DinLe
  RaMazaN iLahiLeRi
  RaMazaN Ve OruÇ
  SaMi YuSuf KLipLeri
  SeçMe Mp3 iLahiLeR
  SeDat UçaN iLahiLeri
  SeNai DemiRCi KliPLeri
  TeCviD DersLeRi
  tubidy ilahi indir
  UFuK AkýN iLahiLeri
  UmuDa YoLcuLuk
  YaSin KoneVi
  YuSuf CaN iLahiLeRi
  YuSuf GuRBet iLahiLeri
  YuSuf iSLam iLahiLeRi
 32 ve 54 FaRzLaR
 AnKa iLahi GRubu
 AyeTLer
 ÇanakkaLe Destaný
 NamaZ DuaLaRý
 SiyeR
 SuReLeR
 TaRiFLeR
 TebRik MeSajLarý
  İletişim
  Sitemap
sitemap

        

 ÖNCE ÝMAN - KUL SADÝ YÜKSEL

ÖNCE ÝMAN - KUL SADÝ YÜKSEL en guzel yeni 2017 ilahiler - bedava Tubidy ilahi indir - ucretsiz ilahiler indir - ilahi indir - kisa sozlu guzel ilahiler - ilahiler dinle indir - 2016 ilahisi ve sozleri  

 

Okunma

7367
ilahi dinle   Önce Ýman


Allah (c.c.)'nin adýyla ve Allah'a hamd ile Rasulullah (s.a.s.)'e salat ve selâm ederek baþladýðýmýz sözümüze, imam Buhârî (rh.a)'in rivayet ettiði þu olayla devam ediyoruz:

Ebu Ýshak, þöyle demiþtir:

Ben, El-Bera (Ýbn Aziz 'dan iþittim, þöyle diyordu: (Uhud Harbi'nde) Rasulullah'a, demir zýrh ile yüzü örtülü bir kiþi geldi de:

Ya Rasulullah, (hemen) harb edeyim de (sonra) müslüman mý olayým?, diye sordu.

Rasulullah (s.a.s.):

"Müslüman ol, sonra harb et!" buyurdu.[1]

O da, hemen müslüman, oldu, sonra da harbe giriþ-ti,nihayet þehid edildi.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.):

"Az iþledi, fakat çok ecirkazandi!"buyurdu.!

Ýmam Müslim (rh.a.), ayný olayý, þöyle kaydeder:

Ensar'ýn bir kabilesi olan Beni Nebit'den bir adam gelerek:

Ben, Allah'dan baþka ilâh olmadýðýna, senin Al­lah'ýn kulu ve Rasulü olduðunu þehadet ederim, dedi.

Sonra ilerledi ve öldürülünceye kadar harb etti. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.):

"Bu adam, az amel iþledi amma çok ecir kazandý!" buyurdular. [2]

Önce iman... Hiç bir kerahat vakti olmayan Allah yo­lunda cihaddan önce iman... Mü'min, muvahhid ve müslüman ailenin her ferdinin ilk özelliði ve ilk vazifesi, içinde hiç bir þirk ve küfür bulunmayan sapasaðlam iman sahibi olmaktýr...

Bedenin amellerinden önce, kalb harekete geçmeli ve kendisine mahsus olan iman amelini iþlemelidir. Kalbin ameli olan iman, bütün amellerden önce gelir... Allah yolunda cihad etmekten, yani malýyla, canýyla Allah yolunda, Allah düþmanlarýyla savaþmaktan, öldürmekten ve ölmekten önce, gereði üzere iman etmek!... Namaz kýlmaktan, oruç tutmak­tan, zekat vermekten ve Hacca gitmekten önce þirksiz ve þübhesiz iman gerek...

Yegane Rabbimiz Allah (.c.c.)» nasýl emretmiþ ise ve yegane önderimiz Rasulullah (s.a.s.) nasýl bildirmiþ ise, o þekilde iman etmek...

Ebu Hüreyre (r.a.)'ýn rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.)'e:

Amellerin hangisi efdaldýr?, diye sordular.

Rasuluîlah (s.a.s.):

"Allah'a ve Rasulüne iman etmektir." buyurdu.

Ondan sonra hangisi?, diye sordu. "Allah yolunda cihaddýr." buyurdu.

Ondan sonra hangisi? denildi.

"Makbul olmuþ Hacc'dýr." cevabýný verdi.[3]

Ve yine Ebu Hüreyre (r.a.)'ýn rivayetiyle yegane önde­rimiz ve örneðimiz, anam-babam O'na feda olsun Rasulullah (s.a.s.), þöyle buyurdu:

"Allah katýnda amellerin en üstünü, içinde hiç bir þübhe bulunmayan imandýr. [4]

Mü'min muvahhid ve müslüman ailenin oluþumu için iman, vazgeçilmez ilk þart olduðu gibi, ailenin her ferdi için ertelenmez bir vazife ve anýn vacibidir...

Bu konuda, seleflerimiz olan ve Önderimiz Rasuluîlah (s.a.s.)'ýn iman, Tevhid, Ýlim ve Cihad mektebinde yrâþmiþ Ashab'm (Allah cümlesinden razý olsun) tavrýna dikkat et­mek ve ders almak günün mü'min ve muvahhidlermin baþ vazifesi olmalýdýr...

Ýþte yeryüzünün en hayýrlý nesli olan shab'dan Cündüb b. Abdullah (r.a.), þöyle diyor:

Biz, erginlik çaðýna ermek üzere birer %enç iken, Rasulullah (s.a.s.) ile beraber idik. Biz, Kur'ân-i Kerim'i Öðrenmeden önce imaný öðrendik. Ondan sonra Kur'ân'i öð­rendik. Kur'ân sayesinde de imanýmýz fazlalaþtý (kuvvetleþti, pekiþti.).[5]

Önce iman, hem de katýksýz iman öðrenilecek... Nedir, ne ksbgildir? Gerçekten bilinecek, delilleriyle kavranacak ve iman kalbe yerleþecektir. îman, tahkiki olmalý... Tahkikî iman, sapasaðlam ve dipdiri bir imandýr... Her ne kadar aley­hinde suç iþlenmemiþ taklidi iman, kabul görülse de, mü'min ve muvahhid kuldan istenilen ve cidden kabul edilen tahkikî imandýr... O da, dellilleriyle, bilerek, þuurlu yapýlan iman­dýr...

"Þu hâlde bil, gerçek þu ki, Allah'dan baþka ilâh yok­tur. [6] diye buyuran Rabbimiz Allah (c.c), iman etmenin, sadece dil ile söylenen içi boþaltýlmýþ, hiç bir mânâ ifade etmeyen kalbe yerleþmemiþ ve azalara sirayet etmemiþ bir sözden ibaret olmadýðýný beyan etmektedir:

"Bedeviler dedi ki; "Ýman ettik." De ki: "Siz, iman etmediniz, ancak Ýslâm (müslüman veya teslim) olduk deyin. Ýman henüz kalblerine girmiþ deðildir. Eðer Allah'a ve Rasulü'ne itaat ederseniz, O, sizin amellerinizden hiç bir þeyi eksiltmez. Hiç þübhesiz AlÝah, çok baðýþlayandýr, çok esirge­yendir.[7]

Önce imaný Öðrenmek, sonra kabul edip gereðini yapmak ve aleyhine hiç bir suç iþlememek... Ýþte imtihan sa­hasý olan dünya hayatýnda imtihaný kazanmanýn ve zarardan kurtulmanýn biricik þartý...

"Asra andolsun,

Gerçekten insan ziyan içindedir.

Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar, birbirle­rine hakký tavsiye edenler ve birbirlerine sabrý tavsiye edenler baþka. [8]

Muvahhid mü'min, tek baþýna bir ümmet olan Allah'ýn dostu Hz. Ýbrahim (a.s.) gibi mutmain olmuþ bir kalb ile i-man etmeli ve imanýnda hiç bir zaman þübheye düþmemeli­dir.

"Hani Ýbrahim: "Rafetfm, bana ölüleri nasýi dirilttiðini göster." demiþti. (AlÝah, OnaSmile 'Ýnanmýyor musun? deyin-ce:'Hayýr, (inandým) ancak naibimin tatmin olmasý için' de­miþti. "Öyleyse, dört kuþ ::t. Onlarý kendine ahþtýr, sonra onlarý (parçalayýp) her bir parçasýný bir daðýn üzerine býrak, sonra da onlarý çaðýr. Sana coþarak gelirler. Bil ki, þübhesiz Allah, üstün ve güçlü oland::, hüküm ve hikmet sahibidir. [9]

Seksiz ve þübhesiz iran, yakýn derece olmalýdýr. Hiç bir fitne rüzgarý, muvahhid nü'mini yerinden sarsmamah ve eðip bükmemelidir. Çünkü. er esen rüzgara eðilen kiþi, dað kadar da olsa saman çöpt kadar kýymetinin olmadýðý bir gerçektir...,

Akide konusunda her gün yeni bir anlayýþ gündeme getiren ve dünkü inancýnda: dolayý piþman olanlarýn imanla­rý saðlam temellere dayanýrýmýþ ve kaygan bir zeminde sey­rediyordun Bu tesbit, yanlatan vazgeçen ve saðlam akideye sarýlmak için fikir deðiþtiren, doðrusunu görüp ona meylet­tikten sonra onda kalanlar için deðildir elbet!...

Tevhid akidesi, saðlam, kuvvetli ve yakîn derecede olmalýdýr. Emiru'l-Mü'minin Ýmam Ali (r.a.)'ýn beyan buyurduðu gibi olmalý...

"Perde kaldýrýlýrsa bile yakýným artmaz benim.[10] diye buyuran Ýmam Ali (r.a.)'ýn anlayýþýný ve kavrayýþýný elde etmeli muvahhid mü'min...

Muvahhid mü'min, tahkiki iman derecesinde inanan kiþidir. Bilerek ve þuurlu bir þekilde araþtýrýr, imanî meseleleri kavrar, içine sindirir ve bir kere kalbe yerleþtirdikten sonra bir daha tereddüd etmez artýk... O, neye, nasýl ve niçin inandýðýný çok iyi kavramýþtýr...

Rabbimiz AlÝah (c.c), þöyle buyurur: "Göklerin ve yerin mülkü, Allah'ýndýr. Allah, her þeye güç yetirendir.

Þübhesiz, göklerin ve yerin yaratýlýþýnda, gece ile gündüzün ardarda geliþinde temiz akýl sahibleri için gerçek­ten ayetler vardýr.

Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ý zikrederler. Ve göklerin ve yerin yaratýlýþý konusunda düþü­nürler. (Ve derler kiSmile "Rabbimiz, Sen bunu, boþuna yarat­madýn. Sen, pek yücesin, bizi, ateþin azabýndan koru. [11]

Göklerin ve yerin mülkü, yani hakimiyeti Allah'ýn­dýr. [12] Mülk de, milk de Allah'ýndýr... Hem zerresinden kürresine bütün kâinat Allah'ýndýr, hem de kâinattaki canlý ve cansýz varlýklarýn üzerindeki tasarruf ve hakimiyet Al­lah'ýndýr... onlarý yaratan ve hepsine þaþmaz düzen veren Allah'dýr... Allah, güç ve kudret sahibi olup herþeye kadirdir...

Bu hakikati kavrayan temiz akýl sahihleri, kâinatýn ya­ratýlýþýný müþahade eder, gece ve gündüzün ardarda geliþini düþünür, hikmetini araþtýrýr... Bunlarýn, Allah'ýn birer ayeti, yani O'nun varlýðýna, birliðine, eþi ve ortaðý olmayýþýna birer delil olduðunu kavrar... Âlemlerin Rabbi Allah'ý bilir, tanýr ve kabul eder... Rabbi Allah ile rabýtasýný saðlamlaþtýrýr, seksiz ve þirksiz iman edip her hâlinde Rabbini anar!... Bu anmak hâli, unutmaktan sonraki hatýrlama hâli deðil, hiç unutmama hâlidir...

Fýtrat üzere yaratýlan insanoðlu, üç hâl üzeredir: Ya ayaktadýr, ya oturmuþtur veya uzanmýþtýr. Hangi durumda olursa olsun, kendi varlýðýndan itibaren kâinatta her varlýðýn yaratýlmasýný düþünür, yaratýlýþ hikmetini kavramaya çalý­þýr... Böylelikle kendisini ve kâinatý yaratan, Rabbi Allah'ýn yegane Ýlâh, Melik ve Rabb olduðuna tatmin olunmuþ bir kalb ile seksiz ve þübhesiz iman eder... Âlemlerin Rabbi Al­lah, hem yaratýcý, hem de emir vericidir...Yani yarattýðý her varlýðýn üzerinde yalnýz ve yalnýz O, tasarruf sahibi hakim-ý mutlaktýr... Yarattýðý gibi, yönetir de... Yaratma kanunlarý gibi, yönetme kanunlarý da, yalnýz ve yalnýz O'na aiddir. Na­sýl ki, O'ndan baþkasýnýn yaratmaya gücü yetmediði ve yet­kisi olmadýðý gibi, yaratýlmýþlar üzerinde de Allah'dan baþ­kalarý hakimiyet noktasýnda tasarruf sahibi olamazlar... Tuð­yan edip hakim olmaya çalýþtýklarý andan itibaren, o bölgede anarþizm ve terörizm ortaya çýkar. Gerek ferdî, gerekse top­lumsal kargaþa, kavga ve düzensizlik baþ gösterir. Çünkü hem yaratma, hem de emir yalnýz ve yalnýz Allah'ýndýr[13]"Yaratma, Allah'a aid, emir ise baþkalarýna"denildi mi, dü­zensizlik baþlamýþtýr... Yetkiler, ehil olmayanlara verildi mi, elbette sonuç felaket olur... Emanet, ehline verilmeyince ký­yamet kopar.[14] Tevhidin yerine þirkin, imanýn yerine küf­rün ve Ýslâm'ýn yerine taðutun hakim olduðu Cahiiiyye top­lumlarýnda, o toplumun kýyameti kopmuþ ve felaketler birbi­rini takip ederek, belâlar yaðmaya baþlar...

Muvahhid mü'minler, bütün bunlarý düþünüp, her þeyi yerli yerinde yaratan Rabbleri Allah'a karþý olan imanlarý kuvvetlenir ve:

"Rabbimiz, Sen, bunu boþuna yaratmadýn. Sen, pek yücesin, bizi ateþin azabýndan koru." diye dua eder, Allah'ý Rabb, Rasulullah (s.a.s.)'i Önder, Kur'ân-ý Kerim'i düstur ve Ýslâm'ý din olarak kabul edip onlardan razý olurlar.

Yaratýlýþ ve yaratýlanlar üzerinde düþünüp onlardaki hikmeti kavramaya çalýþan temiz akýl ve saðlam iman sahibi muvahhid mü'minler, onlardaki mükemmelliði yakinen gö­rür ve idrak ederler... Yaratýlmýþlarda, fýtrî hallerinde hiç bir düzensizliðin ve abesliðin olmadýðýnýn farkýna varýrlar... Ya­ratýlan göklerde, yerde ve her ikisi arasýndaki varlýklarda hiç bir baþýbozukluðun olmadýðýný görür ve inanýrlar...

"Mülk elinde bulunan (Allah) ne yücedir. O, herþeye güç yetirendir.

O, amel (davranýþ ve eylem) bakýmýndan hanginizin daha iyi (ve güzel) olacaðýný denemek için ölümü ve hayatý yarattý. O, üstün ve güçlü olandýr, çok baðýþlayandýr.

O, biri, diðeriyle tam bir uyum (mutabakat) içinde ye­di gök yaratmýþ olandýr. Rahman (olan Allah)'ýn yaratmasýn­da hiç bir çeliþki ve uygunsuzluk (tefavüt) göremezsin. Ýþte gözü (nü) çevirip gezdir, herhangi bir çatlaklýk, (bozukluk ve çarpýklýk) görüyor musun?

Sonra gözünü iki kere daha çevirip gezdir, o göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu kesmiþ bir hâlde bitkin olarak sana dönecektir.[15]

Rabbimiz Allah (c.c.) böyle ciddî bir araþtýrma yap­mamýzý emrederken, Halilullah Ýbrahim (a.s.) gibi kalblerimizin mutmain olmasýný diliyor... Rabbimiz Allah'ýn yarat­ma konusundaki gücü ve kuvvetinin mükemmelliðini idrak eden temiz akýl sahihleri, O'nun emir, yani dünya hayatýnýn yönetimiyle ilgili kanunlarýndaki mükemmelliði de idrak e-deceklerdir... O'ndan baþka kanun koyucularý reddedecek ve yalnýzca O'nun kanunlarýna inanýp itaat edeceklerdir...

Rabbimiz Allah'a tam teslim olmuþ muvahhid Mü'minler, þöyle yalvarýp dua ederler:

"Rabbimiz, þübhesiz Sen, kimi ateþe sokarsan, artýk onu hor ve aþaðýlýk kýlmýþsýndýr. Zulmedenlerin yardýmcýlarý

yoktur.

Rabbimiz, biz: "Rabbinize iman edin," diye imana çaðrýda bulunan bir çaðrýcýyý iþittik, hemen iman ettik. Rabbimiz, bizim günahýmýzý baðýþla, kötülüklerimizi ört ve bizi de Ýyilik yapanlarla birlikte öldür.

Rabbimiz, peygamberlerine va1 d ettiklerini bize ver, kýyamet gününde de bizi hor ve aþaðýlýk kýlma. Þübhesiz Sen, vad'ettiðine muhalefet etmeyensin. [16]

Rabbi Allah'ý bilen, tanýyan, þübhe etmeden iman eden ve imanýn gereði olan itaati da hiç bir itiraz etmeden yerine getiren muvahhid mü'minler, "Hakimiyetin, kayýtsýz þartsýz Allah'a aid olduðunu[17] kabul etmiþ, Allah'dan baþka tüm egemen taðutî güçleri reddetmiþlerdir... Bu inanç ve ha­reket, tevhidin ve saðlam iman sahibi olmanýn gereðidir...

Yegane Rabbimiz, ilâhýmýz ve Melikimiz Allah, þöyle buyurur:

"Ben, cinleri de, insanlarý da yalnýz bana ibadet et­sinler diye yarattým.[18]

Ýnsanlarýn ve cinlerin yaratýlýþ gayesi, yalnýz ve yalnýz âlemlerin Rabbi Allah'a gereði þekilde kul olmaktýr... O'na iman etmek, itaat etmek ve Rasulü (s.a.s.)'den gördüðü þe­kilde ibadet etmek... Ýbadet etmek, yani Rabbimiz Allah'ý ta­nýmak... O'ndan baþka hüküm koyucu taðutlarý tanýma­mak!...Yaratýlýþ gayemize uygun kulluk vazifelerimizi yerine getirirken de, yegane önder ve örneðimiz, Rasulullah (s.a.s.)'dýr. [19] Rasulullah (s.a.s.), Rabbimiz Allah'a nasýl kul olmuþsa, biz muvahhid mü'minler de, aynen öyle kul olma­mýz gerekir. Çünkü Rabbimiz Allah, bizden bunu istiyor.

Yegane Önderimiz Rasulullah (s.a.s.), kendisini her þeyiyle Rabbimiz Allah'a teslim etmiþti. Ve Rabbimiz Allah (c.c.) þöyle buyurdu:

"De ki: Benim namazým, ibadetlerim, hayatým ve ölümüm Âlemlerin Rabbi Allah içindir.

O'nun ortaðý yoktur. Ben, bununla emrolundum ve müslümanlarýn ilkiyim.

De ki: Allah, her þeyin Rabbi iken, hiç ben, Ailah'dan baþka rabb mý isterim?. [20]

Rabbimiz Allah, böyle emretti ve yegane önderimiz Rasulullah (s.a.s.), bunu yaþayarak ilân etti. Allah'dan baþka rabb tanýmadýðýný, hayatýnýn ve yalnýz AlÝah için olduðunu, yani Allah nasýl emretmiþ ise, hiç bir taviz vermeden, hiç bir noksanlýk yapmadan yerine getirmeye çalýþarak yaþarken, diðer insanlara da bu gerçeðin ilân edilmesi gerekiyordu... Rabbimiz Allah'ýn muvahhid mü'min kullarýna emriydi bu...

Ayrýca Allah'ýn hiç bir ortaðýnýn bulunmadýðým, yani ne mülkünde, ne de milkinde hiç bir ortaðýnýn olmadýðým ina­narak ilân etmelidir muvahhid mü'min kullarý!... Yaratma konusunda da, hakimiyet, yani egemenlik, yani hüküm koy­ma konusunda da O'nun hiç bir ortaðý yoktur... Göklerde de hakim olan, yerde de hakim olan, yegane kanun koyucu Allah'dýr...

Rabbimiz AlÝah, þöyle buyurur.

"Göklerde ilâh olan ve yerde ilâh olan O'dur. O, hü­küm ve hikmet sahibi olandýr, bilendir.

Göklerin, yerin ve ikisi arasýnda bulunanlarýn mülkü kendisinin olan (Allah) ne yücedir. Kýyamet saatinin ilmi O'nun kalýndadýr ve siz, O'na döndürüleceksiniz.[21]

"De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi Kimdir?" De ki: "Allah'týr." De ki: "Öyleyse, O'nu býrakýp kendilerine bile yarar da, zarar da saðlamaya güç yetiremeyen bir takým ve­liler mi (ilâhlar) edindiniz?" De ki: "Hiç görmeyen (a'ma) ile gören (basiret sahibi) eþit olabilir mi? Veya karanlýkla nur e-þit olabilir mi?" Yoksa Allah'a, O'nun yaratmasý gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma, kendilerince birbirine mi benzeþti? De ki: "AlÝah, her þeyin yaratýcýsýdýr ve O, tektir, kahredici olandýr. [22]

Göklerin ve yerin gaybý O'nundur. O, ne güzel görmekte ve ne güzel iþitmektedir. O'nýýn dýþýnda onlarýn bir velisi yoktur. Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kýlmaz. [23]

Göklerde de yegana Ýlâh, Rabb ve Melik Allah'dýr, yerde de yegane Ýlâh, Rabb ve Melik AUah'dýr... Göklerin ve yerin müki de O'nundur, mülkü de O'nundur... Gerek milkin de, yani yarattýðý varlýkta, gerekse mülkünde yani hakimiye­tinde hiç bir ortaðý yoktur... Yani-haþa-Allah göklerin haki­midir de, yerin hakimi de baþkalarý deðildir... Allah, gökler için kanun koyup onunla gökleri yönetirken, yere karýþmýyor, yeryüzündeki insanlar da, birbirlerini yönetmek için heva-u heveslerine hangi þey hoþ geliyorsa öylece anayasa­lar, kanunlar yapýp yönetimi keyiflerince yapar deðildirler... Allah, yegane hakimdir ve hakimiyet, kayýtsýz þartsýz hem göklerde, hem de yerde O'nundur... "O, kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kýlmaz!..."Kim ki, yerde, yani yeryüzündeki ülkelerde O'nun hükümlerini bildiren Kur'ân-ý Kerim'i gerek yönetimden, gerek ekonomiden, gerek hukuktan ve gerekse sosyal meselelerden ayýrýp onu devre dýþýna býrakarak, bu sahalarda kendi istekleri doðrultusunda kanun yapar, onunla insanlarý sevk ve idare ederse, Allah'a hükümde þirk koþmuþ olur... "Yani göklerin yönetimi Allah'a aiddir. Biz, O'nun gökteki yönetimine karýþmayýz, kanþamayýz. Aynen bunun gibi yeryüzünde bu ülkenin de hakimiyeti, yönetimi bize aiddir, biz, Allah'ý yönetimimize karýþtýrmayýz... Gökler O'nun, yer ise bizimdir..." Ýþte böyie inanan, böyle söyleyen ve böyle hareket edenler, Allah'a þirk koþmuþ olurlar... Ýþte apaçýk þirk budur...

Yegan Rabbimiz Allah (c.c.) þöyle buyurur: "Hiç þübhesiz, Allah, kendisine þirk koþanlarý baðýþ­lamaz. Bunun dýþýnda kalanlar ise, dilediðini baðýþlar. Kim Allah'a þirk koþarsa, elbette o, uzak bir sapýklýkla sapmýþtýr.[24]

Âlemlerin Rabbi Allah, hakimiyet konusunda kendi­sine þirk koþanlarý affetmeyeceðini apaçýk beyan etmekte ve göklerde de, yerde de O'nu, yegane Rabb, Ýlâh ve Melik ka-bu! eden muvahhid mü'min kullarýna þöyle buyurmaktadýr:

"Öyleyse sen, yüzünü Allah'ý birleyen (bir hanif) ola­rak dine, Allah'ýn o fýtratýna çevir ki, insanlarý bunun üzerine yaratmýþtýr. Allah'ýn yaratýþý için hiç bir deðiþme yoktur. Ýþte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanlarýn çoðu bilmezler.

Gönülden katýksýz baðlýlar olarak, O'na yönelin ve O'ndatý korkup-sakýnýn, dosdoðru namazý kýlýn ve müþrikler-den olmayýn.[25]

"Ve müþriklerden olmayýn." Yani yeryüzünde müs-tekbirleþmiþ taðutlar gibi, Allah'ýn hakimiyet hakkýný gasbe-den, insanlarýn üzerinde egemenliðini kuran Allah düþman­larý gibi olmayýn... Gökleri ve yeri, kendileri ile yegane Rabb AlÝah arasýnda pay edenler, yani Allah göklere hakim, biz ise, yeryüzüne diyen ve Allah'ýn kanunlarýný kendi ülke­lerinin hiç bir þeyine karýþtýrmadýklarý gibi, teklifte bulu­nanlar, en aðýr ceza veren müþrikler gibi olmayýn... Hem onlar gibi olmayýn, hem de onlara yardýmcý veya hizmetkâr olmayýn!..

Muvahhid mü'minler olarak yegane Rabbiniz Allah'a yönelin... Hayatýnýzýn her birimi Allah için olsun,.. O'nun kanunlarý doðrultusunda hareket edin ve emirleri gereði ha­yatýnýzý tanzim edin... Gönülden, O'nun hayat nizamý olan dine, yani Ýslâm'a baðlanýn... Allah, nasýl göndermiþ ve Ra-sulullah (s.a.s.) nasýl teblið edip hayatî örnek almýþ ise, Ýs­lâm'ý o þekilde alýn, idrak edin, kavrayýn ve þuurlu bir þekil­de katýksýz yaþamaya gayret edin... Ýslâm'da, ne eksiklik ve ne de fazlalýk yapmayýn... Vasat olun ve emredilen þekilde davranýn!...

Böyle bütün varlýðýyla Allah'a, Allah'ýn dini olan Ýs­lâm'a gönülden ve katýksýz yönelenleri Rabbimiz Allah müj­delemektedir:

"Taðuta kulluk etmekten kaçýnan ve Allah'a içten yö­nelenler ise, onlar için bir müjde vardýr, öyleyse kullanma müjde ver.

Ki, onlar, sözü iþitirler ve en güzeline uyarlar, iþte onlar, Allah'ýn kendilerini hidayete eriþtirdikleridir. Ve on­lar, temiz akýl sahihleridir. [26]

Temiz akýl sahibleri, akýllarý taðutî deðerler ve baský­lar tarafýndan dumura uðratýlmamýþ akýl sahibleri, taðutlaþanlardan ve taðutî ideolojik düzenlerden tamamen uzakla­þanlar, iliþkilerini kesenlerdir... Taðuta kulluk etmek, taðutlara, ideolojilerine, düzenlerine, felsefe ve kanunlarýna tabi olmak ve itaat etmek demektir!.[27] Taðutu reddedip, tüm ku­rum ve kuruluþlarýyla Ýslâm'ýn karþýsýna dikilen gayr-' Ýslâmî düzenlerden iliþkiyi kesip, yalnýz Allah'a ve O'nun nizamýna yönelenler, ancak iyi söz ile kötü sözü birbirinden ayýrabil­me fÝrasetine ermiþlerdir. Çünkü Allah, onlarýn bu iman ve salih amellerine mükafat olarak kendilerine hidayet vermiþ ve hidayetlerini arttýrmýþtýr...

Taðutu reddedmiþ ve onunla üiç jir zaman ve hiç bir þekilde uzlaþmayan muvahhid mü'minler için þöyle buyurur Rabbimiz Allah:

"Ey iman edenler, çokç.: zikretmek suretiyle Allah'ý zik.edin.

Ve O'nu, sabah ve akþam teþbih edin.

O'dur ki, sizi karanlýklardan nura çýkarmak için size rahmet etmekte, melekleri de (size dua etmektedir). O, rnü'minleri çok esirgeyendir. [28]

Ancak gerçekten iman edenler, Allah'ý çokça zikreder, sabah ve akþam, yani bütün zamanlarda Allah'ý teþbih eder...

Allah'ý zikreder, yani o an Rabbimiz AlÝah, onun nasýl dav­ranmasýný istiyorsa Öylece davranýr... Zikir, muvahhid mü'min insanýn, yaratýlýþ gayesine uygun hâl içinde, yani taðutu reddederek yalnýzca Allah'a yönelmek suretiyle iba­det hâlinde bulunmasýdýr... Hem kal (söz), hem de hâl (davranýþ ve tavýr) Ýle zikre devam eden muvahhid mü'min kul, Allah'ý bütün noksan sýfatlardan tenzih ederek, O'nu her an teþbih etmeye devam eder...

Allah'ý zikretmek ile iman dolu kalbi teskin bulmuþ huzura kavuþmuþ ve rahatlaþmýþ muvahhid mü'minler, iman ve salih amel ile takvaya ermiþ, böylece ihsan makamýnda hazýr bulunmuþtur:

Abdullah b. Ömer, babasý Emiru'l-Mü'minin Ýmam Ömer b. Hattab (r.anha)'dan rivayet ettiði meþhur Cibril (a.s.) Hadisi'nin bir bölümü þöyledir:

O zat (yani Cibril, a.s.):

Bana ihsandan haber ver,dedi.

Rasulullah(s.a.s.):

"Allah'a, O'nu görüyormuþsun gibi ibadet etmendir. Çünkü her ne kadar sen, O'nu görmüyorsan da, O, seni mu­hakkak görür." buyurdu.[29]

Gerçek iman ve katýksýz Tevhid kalbe yerleþince, kalb mü'min, beyin müslimleþip te'siri vücudun azalarýna sirayet edince muvahhid mü'min, her anýnda Rabbi Allah'ýn huzu­runda olduðunun farkýna varýr... Ýhsan, Allah'ýn farkýna var­mak ve O'nu idrak etmektir...

Önce iman dedik ve sözü sürdürdük...

Muaz Ýbn Cebel (r.a.), þöyle demiþtir:

Ben, bir seferde Rasulullah'ýn bindiði Ufeyr denilen bir eþek üstünde Rasulullah'ýn terkisinde idim.

Rasulullah (s.a.s.), bana:

"Ya Muaz, Allah'ýn kullarý üzerindeki hakký ve kulla­rýn da AlÝah üzerindeki hakký nedir,bilir misin ?" diye sordu.

Ben de:

Bunu, Allah ile Rasulü en (iyi) bilendir,dedim.

Rasulullah (s.a.s.),

"Allah'ýn kullarý üzerindeki sabit olan hakký, kullarýn, Allah'a itaat ve kulluk etmeleri ve Allah'a hiç bir þeyi ortak ki Ým amalarýdýr.

Kullarýn AlÝah üzerindeki hakki da, kendisine hiç bir þeyi ortak kýlmayan kiþiye azab etmemesidir (yani bu husustaki lutfudur)." buyurdu.

Bunun üzerine ben:

Ya Rasulullah, bunu, ben insanlara müjdeleyeyim mi?, diye sordum.

Rasulullah:

"Hayýr, bunu, onlara müjdeleme! Sonra buna dayanýp güvenirler." buyurdu.[30]

Muvahhid mü'min kul, Rabbimiz Allah'ýn onun üze­rindeki hakkýný yerine getirir ve vazifesinde bir noksanlýk yapmazsa, gerçek imanýn tadýna erer... Hayatýn her birimin­de, gerek inançta, yani akidede, gerekse amelde, yani hâl ve hareketinde, küçüðünden büyüðüne, açýðýndan gizlisine Rabbimiz Allah (c.c.)'ye þirk koþmazsa, her anda ve her hâl­de Tevhid üzere olursa, Allah'ý görüyormuþ gibi ibadî vazi­felerine hakkýyla yerine getirirse, farzýyla, vacibiyle, Sünne-tiyle, nafilesiyle salih amelde bulunursa, helâllere sarýlýr ve haramlara yaklaþmayýp tamamiyle kaçýnýrsa, yaradýlýþ gaye­sine uygun davranmýþ olur...

Gerçek ve tam imanýn tadýna ermenin þartlarýný, Enes (b. Malik, r.a.)'ýn rivayetiyle önderimiz Rasulullah (s.a.s.) þöyle beyan buyurur:

"Kimde üç þey bulunursa, imanýn tatlýlýðýný tatmýþ olur:

Allah ile Rasulü, kendisine baþkalarýndan daha sevgili olmak,

Bir kimseyi sevmek, fakat yalnýz Allah için sevmek,

(AlÝah, onu küfürden kurtardýktan sonra) yine küfre dönmekten, ateþe atýlacakmýþcasýna hoþlanmamak.[31]

Baþka bir Hadis-i Þerifte, Abbas b. Abdulmutalib (r.a.)'m rivayetiyle önderimiz Rasulullah (s.a.s.), þöyle buyurur:

"Ýmanýn tadýný, Rabb olarak Allah'a, din olarak Ýs­lâm'a, Peygamber olarak Muhammed'e razý olan tatmýþtýr. [32]

Bu konuda diðer bir hadis-i þerifi de bizlere Ebu Said el-Hudrî (r.a.) rivayet eder. Yegane önder ve Örneðimiz Ra­sulullah (s.a.s.) þöyle buyurur:

"Ey Ebu Said, her kim, Rabb olarak Allah'a, din ola­rak Ýslâm'a, Peygamber olarak da Muhammed'e razý olursa, o kimseye cennet vacibdir. [33]

Yegane Rabbimiz Allah Þahiddir, bu satýrlarý oku­yanlar þahid olsun, bilenler ve duyanlar þahid olsun ki, muvahhid mü'minler olarak biz, yegane Rabb olarak Allah'ý, din olarak Ýslâm'ý, Peygamber ve önder olarak Rasulullah Muhammed (s.a.s.)'i, hayat düsturu olarak Kur'ân-ý Kerîm'i seçip beðendik ve razý olduk!... Allah'dan baþka hiç bir ha­kim ve kanun koyucu kabul etmiyor, Ýslâm'dan baþka hiç bir hayat nizamý kabul etmiyor, bütün beþerî ve taðutî ideoloji­leri, düzenleri, felsefeleri red ve inkâr ediyoruz. Rasulullah (s.a.s.)'den baþka hiç bir önder, örnek ve mürþid kabul etmi­yor, Kur'ân-ý Kerîm'den baþka hiç bîr düstur, yani beþerî ve taðutî yasalar kabul etmiyor, yegane uyulacak ve hayata ha­kim olacak yasanýn Kur'ân-ý Kerîm olduðuna Ýman ediyo­ruz!..

Ehli's-Sünne ve'1-Cemaat Akidesine mensub olan mu-vahhid mü'minlerin, vazgeçilmez ve olmazsa olmaz itikadý budur... Bu akideyi benimseyen muvahhid mü'minler, bütün taðutî ideolojileri ve düzenleri, kurum ve kuruluþlarýyla red­deden þahsiyetlerdir... Çünkü taðutî ideolojiler ve düzenleri­nin ana yapýsý, Allah'a þirk koþmak üzerine kurulmuþ, temel-lendirilmiþ ve bu konuda kemikleþmiþ durumdadýr... Þu ger­çeði hatýrlatmakta da fayda vardýr: Komünizmden kapitaliz­me, sosyalizmden faþizme, diktatörlükten nasyonalizme, sekulerizmden demokrasiye, liberalizmden laikliðe kadar bütün beþerî ideolojiler ve düzenler, baþta Ýmam Ebu Cafer Muhammed bin Cerir et-Taberî (rh.a)'in ve diðer Ýslâm ule­mâsýnýn görüþüne göre taðut hükmündedir!..

Allah (c.c.) tarafýndan kabul gören iman, taðutu red etmekle ve katýksýz inanmakla gerçekleþir...

Bu konuda Rabbimiz Allah þöyle buyurur:

"Andolsun, biz, her ümmete: "Allah'a kulluk edin ve taðuttan kaçýnýn" (diye teblið etmesi için) bir peygamber gönderdik. Böylelikle onlardan kimine, Allah hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine de sapýklýk hak oldu. Artýk, yeryüzünde dolaþýn da yalanlayanlarýn uðradýklarý sonucu görün.[34]

Ve yine buyurur yegane Rabbimiz Allah (c.c.)

"Dinde zorlama (ve baský) yoktur. Gerçek þu ki, doð­ruluk (rüþd), sapýklýktan apaçýk ayrýlmýþtýr. Artýk kim taðutu tanýmayýp Allah'a inanýrsa, o, sapasaðlam bir kulpa yapýþ­mýþtýr, bunun kopmasý yoktur. Allah, iþitendir, bilendir. [35]Bu, böyledir!... Katýksýz iman, sapasaðlam kulptur, yani urvetu'l-vuska... kopmasý imkânsýz olan sapasaðlam kulpa yapýþmanýn þartý da, taðutu her þeyiyle reddetmek ta­nýmamak, kalbini ve beynini taðutî bütün deðerlerden terte­miz kýlmak, ondan sonra Allah ve Rasulü (s.a.s.yin emretti­ði, Öðrettiði þekilde inanmak, bu imaný kalbe ve beyne yer­leþtirmek, vücudun azalarýna sirayet ettirmek, yani imanýn gereði olan salih ameli iþlemektir... Kabul gören katýksýz imanýn gereði budur!..

Olgun ve katýksýz imanýn gereklerinden birisini Önde­rimiz Rasulullah (s.a.s.), Enes b. Malik (r.a.)'ýn rivayetiyle þöyle beyan eder:

"Hiç biriniz, ben ona, babasýndan da, evladýndan da, bütün insanlardan da sevgili olmadýkça (kemaliyle) iman etmiþ olamaz. [36]

Önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'ý sevmek, Allah'ý sev­menin vazgeçilmez gereði ve Rabbimiz Allah'ýn emridir... Muvahhid mü'minlerin Allah'a karþý olan sevgileri çok kuv­vetlidir... Bu gerçeði, Rabbimiz Allah (c.c.) þöyle beyan bu­yurur:

Ýnsanlar içinde, Allah'dan baþkasýný eþ ve ortak tu­tanlar vardýr ki, onlar (bu eþ ve ortaklarý), Allah'ý sever gibi severler. Ýman edenlerin Allah'a olan sevgisi ise, daha güç­lüdür.[37]

Kendisine karþý sevgileri çok güçlü olan muvahhid mü'min kullarma þu emri veriyor Rabbimiz AlÝah ve Rasulü (s.a.s.)'in beyan etmesini buyuruyor:

"De ki: "Eðer siz Allah'ý seviyorsanýz bana uyun, Al­lah da sizi sevsin ve günahlarýnýzý baðýþlasýn. Allah, baðýþlayandýr ve esirgeyendir."

De ki: "Allah'a ve Rasulü'ne itaat edin." Eðer yüz çe­virirlerse, þübhesiz Allah, kâfirleri sevmez. [38]

Bu ilâhî emirler olan ayet-i kerimelerden apaçýk anla­þýldýðý gibi, Allah'a iman, Rasulullah (s.a.s.)'e iman etmekle, Allah'ý sevmek, Rasulullah (s.a.s.)'i sevmekle, Allah'a itaat, Rasulullah (s.a.s.)'e itaat etmekle gerçekleþir!..

Olgunluðuyla, bütünlüðüyle katýksýz ve kabul görmüþ iman, Allah'a ve Rasulü Muhammed (s.a.s.)'e gereði üzere imandýr... Muvahhid mü'min, Allah'a ve Rasulullah (s.a.s.)'e sýhhatli bir þekilde iman edendir...

Rasulullah Muhammed (s.a.s.)'e iman etmeden, sade­ce Allah'a iman etmek, iman deðildir.

Rabbimiz Allah, þöyle buyurur:

"Mü'min olanlar, ancak o kimselerdir ki, onlar, Al­lah'a ve Rasulü'ne iman ettiler, sonra hiç bir kuþkuya kapýlmadan Allah yolunda mallarýyla ve canlarýyla cihâd ettiler. Ýþte onlar, sadýk (doðru) olanlarýn tâ kendileridir. [39]Bu konuda, Ýslâm Milleti'nin ve Rasulullah (s.a.s.)'in ümmetinin imamlarýndan imam Þafiî (rh.a.), þu hakikati be­yan eder:

"Allah, dini, farzý ve kitabý bakýmýndan peygamberine öyle bir mevki vermiþtir ki, O'nu dini için bayrak yaptýðýný

bildirmiþ, O'na itaati farz kýlmýþ ve O'na karþý gelmeyi ya­saklamýþtýr. Peygamberi'ne imaný, kendisine iman ile birleþ­tirerek O'nun üstünlüðünü belirtmiþtir.[40]

Muvahhid mü'min olmanýn vazgeçilmez þartý, Allah ve Rasulü'ne iman olduðuna dair, Rabbimiz Allah (c.c.)'nin buyruklarýný, temel yasamýz ve hayat düsturumuz Kur'ân-ý Kerîm'den takib edelim:

"Ey iman edenler, Allah'a, Rasulü'ne, Rasulü'ne indir­diði Kitab'a ve bundan önce indirdiði kitaba iman edin. Kim, Allah'ý , meleklerini, kitablarýný, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, kuþkusuz uzak bir sapýklýkla sapmýþtýr. [41]

"Þu hâlde Allah'a, O'nun Rasulü'ne ve indirdiðimiz nur (Kur'ân)'a iman edin. Allah, yapmakta olduklarýnýzdan haberi olandýr. [42]

"De ki: Ey insanlar, ben Allah'ýn sizin hepinize gön­derdiði bir elçi (peygamberi) yim. ki, göklerin ve yerin mül­kü yalnýz O'nundur. O'ndan baþka ilâh yoktur. O, diriltir ve öldürür. Öyleyse, Allah'a ve ümmî peygamberine iman edin. O da, AlÝah ve O'nun sözlerine inanmaktadýr. O'na iman e-din ki, hidayete ermiþ olursunuz. [43]

"Þübhesiz, Biz, seni bir þahid, bir müjde verici ve bir uyarýcý-korkutucu olarak gönderdik.

Ki, Allah'a ve Rasulü'ne iman etmeniz, O'nu savunup desteklemeniz, O'nu en içten bir saygýyla yüceltmeniz ve sa­bah, akþam O'nu (Allah'ý) teþbih etmeniz için. [44]

"Kim, Allah'a ve RasuÝü'ne iman etmezse, (bilsin ki) gerçekten Biz, kâfirler için çýlgýnca yanan bir ateþ hazýrlanmýþýzdýr. [45]

"Mü'minler o kimselerdir ki, Allah'a ve Rasulü'ne i-man ederler, O'nunla birlikte toplu (mu ilgilendiren) bir iþ üzerinde iken, O'ndan izin alýncaya kadar býrakýp gitmeyen­lerdir. Gerçekten senden izin alanlar, iþte onlar, Allah'a ve RasuÝü'ne iman edenlerdir. Böylelikle, senden, kendi bazý iþleri için izin istedikleri zaman, onlardan dilediklerine izin ver ve onlar için Allah'dan baðýþlanma dile. Þübhesiz Allah, baðýþlayandýr, esirgeyendir. [46]

Bu ayet-i kerime bizlere, çok ciddî bir ölçü vermekte­dir. Gerçek iman edenler ve iman etmeyip de, iman etmiþ gibi görünenlerin arasýndaki farký ortaya koymaktadýr...

Ayet-i kerimenin "Esbâb-ý Nüzûlü"ne baktýðýmýzda bu ölçüyü daha güzel bir þekilde kavrayabiliriz. Olay þöyle gerçekleþmiþtir:

Urve, Muhammed b. Ka'b el-Kurazî ve baþkalarýndan rivayet etmiþtir.

Onlar, derler ki:

Kureyþ, Ahzâb yýlý Medine'ye hücum etmek üzere yola çýktýðýnda, Medine yakýnlarýndaki Ruma denilen kuyu yanýnda konaklamýþtý. Baþlarýnda Ebu Süfyan bulunuyordu. Gatafân kabilesi ise, gelip Uhud daðýnýn yanýndaki Nakma denilen yere yerleþtiler.

Durumu haber alan Hz. Peygamber (s.a.s.), derhal Medine'nin etrafýna hendekler kazdýrdý. Hendeklerin kazýl­masýnda, müslümanlarla birlikte Hz. Peygamber (s.a.s.) de bizzat çalýþtý. Münafýklar ise, iþi aðýrdan alýp çok az bir iþ görüyorlar, fýrsat bulur bulmaz, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in haberi olmadan derhal oradan sývýþýp evlerine kaçmaya ba-. kýyorlardý.

Müslümanlardan biri ise, derhal yerine getirilmesi ge­reken zarurî bir ihtiyacý olduðu zaman durumu derhal, Hz. Peygamber (s.a.s.)'e bildirip O'ndan izin istiyordu. Hz. Peygamber (s.a.s.)'de, ona izin veriyordu. O da, ihtiyacýný gide­rir, gidermez, tekrar yerine geri dönüyordu.[47]

Bu olaydan da açýkça anlaþýldýðý gibi, gerçekten iman edenler, imanýn gereði olan itaati, yani salih ameli, yani doð­ru eylemi, yerine getiriyorlardý.

Allah'a ve Rasulü (s.a.s.)'e iman konusunda zikredilen ayet-i kerimelerden dolayý ümmetin imamlarýndan imam Þa­fiî (rh.a.) þöyle diyor:

"Bu ayetlerde Allah, imanýn tam olarak vücud bulma­sýný, önce Allah'a sonra da Peygamberi'ne imana baðlamýþtýr. Öteki iþler ise, buna tabidir.

Bir kul, Allah'a iman etse ve Peygamberi'ne inanmaz­sa, onun için imanýn kemali, O'nunla birlikte Peygamberi'ne inanmadýkça, asla söz konusu olmaz.

Allah'ýn elçisi de, iman açýsýndan denediði herkes hakkýnda iþte bu esasý koymuþtur. [48]

Tevhid üzere olan katýksýz Ýman, itaati gerektirir. Ý-man, itaattan, itaat imandan ayrýlmaz... Kendisine itaat edilmeyen iman, boþ bir iddiadan ibaret kaldýðý gibi, imansýz itaat da, söz konusu olamaz... Bu tesbit, amel, imandan bir cüzdür mânâsýna gelmez... Yalnýzca iman-itaat iliþkisi vur­gulanýlmak istenmiþtir... Ýman, kalbe yerleþtikten ve kalb, þirkten, küfürden ve nifaktan tamamýyla temizlenip yalnýz ve yalnýz katýksýz imana mekân olduktan sonra, vücudun azala­rýný imanýn gereði doðrultusunda yönlendirir... Böylelikle vücudun organlarý, imanla dolu kalbin emrinde harekete ge­çerler... Bu vücudun sahibi olan muvahhid mü'min þahsiyet, gerek Sözleriyle, gerekse hareketleriyle iman sahibi olduðu­nu ortaya koyar... Çünkü gerek dili, gerekse hâli, kalbini ihata eden imanýn emrine girmiþ ve imanýn gereðini yaptýkla­rý için iman, onlara sirayet etmiþtir.

Yeri gelmiþ iken, konuyu bir örnek ile açýklayalým.

Yegane Rabbimiz Allah (c.c.) þöyle buyurur:

"Kim, imandan sonra Allah'a (karþý) küfre sapýp da -kalbi imanla tatmin bulmuþ olduðu hâlde baský altýnda zorlanan hariç küfre göðüs açarsa, iste onlarýn üstünde Al-lah'dan bir gazab vardýr ve büyük azab onlarýndýr.[49]

"îkrah-ý Mulci'"yi beyan buyuran bu ayet-i kerimenin esbâb-ý nüzulü þu olaydýr:

îbn Abbas (r.a.)'m rivayetine göre bu ayet, Ammar b. Yasir hakkýnda inmiþtir. Müþrikler, O'nu, babasý Yasir'i, an­nesi Sümeyye'yi, Suheyb'i, Bilal'ý, Habbab'ý ve Salim'i ya­kalayýp kendilerine iþkence yapmýþlardý.

Sümeyye'ye gelince, O, iki deveye baðlanýp önünden mizraklandý. O'na, müþrikler tarafýndan:

Sen, erkekler için müslüman oldun, diye iftira olundu ve nihayet Öldürüldü.

Kocasý Yasir de öldürüldü. Onlar, Ýslâm uðrunda öl­dürülen ilk þehidlerdir.

Ammar'a gelince, O, müþriklerin istediklerini zorba­lýkla, sadece diliyle onlara söyledi. Bu yüzden Rasulullah (s.a.s.)'e , Ammar1 in inkâr ettiði haberi verildi.

O ise:

"Hayýr, muhakkak ki, Ammar, tepeden týrnaða kadar iman doludur. Ýman, O'nun etine, kanýna karýþmýþtýr." buyurdu.

Nihayet Ammar, aðlar bir vaziyette RasuluÝlah (s.a.s.)'e geldi. Rasuluflah (s.a.s.), O'nun gözyaþlarýný siliyor ve þöyle buyuruyordu:

"Eðer onlar, sana yine iþkence yaparlarsa, demiþ ol­duðun bu sözü, tekrar de."

Derken Allah Teâlâ, bu ayeti indirdi. [50]

Bu, böyledir!... Kalbi ihata eden katýksýz imanýn vü­cudun organlarýna sirayet etmesi böyledir... Ammar b. Yasir (r.anhuma)'nýn imam gibi bir iman...

Ýþte bu Ýmam sahibi muvahhid mü'minler, imanýn ge­reði olan salih ameli iþler ve onu bir davranýþ biçimi olarak ortaya koyar... Ammar b. Yasir (Allah, O'ndan, annesinden ve babasýndan razý olsun) gibi iman, tepeden týrnaða bütün vücudu ihata eder, kana ve ete karýþacak olursa, o zaman kâmil mânâda muvahhid mü'min þahsiyet ortaya çýkar...

Muvahhid aileyi oluþtururken, bu ailenin her muvah­hid mü'min ferdi, bu akideyi korumalý, böylece inanmalý ve salih amel olarak yaþamalýdýr... Bu arada amelden dolayý ortaya çýkan noksanlýklarý da, birbirlerine iyiliði emrederek, kötülüklerden sakýndýrarak gidermeye çalýþmalýdýrlar...

Ýman, itaat ister, imanýn gereði itaattir dedik... Bu ita­at, yegane Rabbimiz Allah'adýr... Bu itaat, Allah'dan sonra Önderimiz RasululÝah (s.a.s.)edir... Yani Kur'ân'a ve Sün-net'edir...

Yegane Rabbimiz Allah'a ve yegane önderimiz Rasu­lulÝah (s.a.s.)'e katýksýz imanýn gereði olan tam itaatin olmasý konusunda Rabbimiz Allah'ýn Kitabý ve muvahhid müzmin­lerin temel yasasý, hayat düsturumuz Kur'ân-ý Kerim'e mü­racaat ettiðimizde, bir çok ayet-i kerimede Rabbimiz Allah, bu itaati bizlere emrediyor....

Ýþte bu ayet-i kerimelerin bazýlarý:

"Allah'a ve Rasulü'ne itaat edin ki, merhamet olunasý.[51]

"Ey iman edenler, Allah'a ve Rasulüne itaat edin. Siz de, iþitiyorken, O'ndan yüz çevirmeyin.

Ve: Biz iþittik, dedikleri hâlde, gerçekte iþitmeyenler gibi olmayýn. [52]

"Allah'a itaat edin, Rasulüne de itaat edin ve sakýnýn. Eðer yüz çevirirseniz, bilin ki, elçimize düþen, ancak apaçýk bir tebliðdir.[53]

"Allah'a ve Rasulüne itaat edin ve çekiþip birbirinize düþmeyin, çözülüp yýlgýnlaþirsýnýz, gücünüz gider. Sabredin, þübhesiz Allah, sabredenlerle beraberdir. [54]

"Ey iman edenler, Allah'a itaat edin, Rasul'e itaat edin ve kendi amellerinizi geçersiz kýlmayýn. [55]

"Ey iman edenler, Allah'a itaat edin, Rasul'e itaat edin ve sizden olan emir sahiblerine de (itaat edin). Eðer bir þey­de anlaþmazlýða düþerseniz, artýk onu, Allah'a ve Rasulüne döndürün. Þayet Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanýz. Bu, hayýrlý ve sonuç bakýmýndan daha güzeldir. [56]

Bu ayet-i kerime'nin esbâb-i nüzûiü üzerinde durul­masýnda fayda görüyoruz. Çünkü Allah'a ve RasululÝah (s.a.s.)'e iman ederek itaat eden muvahhid mü'minler, ancak kendileri gibi iman ve itaat sahibi olan emir sahihlerinin Al­lah'ýn dinine uygun, yani Kur'ân ve Sünnet'e uygun emirle­rine itaat ederler... Allah'a ve Rasulullah'a isyan konusunda hiç bir emir sahibinin emri dinlenilmez ve itaat edilmez!..

Abdullah Ýbn Abbas (r.anhuma):

"Ey iman edenler, Allah'a itaat edin, Rasul'e itaat edin ve sizden olan emir sahiblerine de [57] ayeti, o zaman peygamber'in kendisini bir seriyyede (askerî birlikte) kumandan yaparak, gönderdiði Abdullah Ýbn Huzafe îbn Kays Ýbn Adiyy hakkýnda indi, demiþtir. [58]

Ali b. Ebi Talib (r.a.) þöyle demiþtir:

Rasulullah (s.a.s.), bir seriyye gönderdi de, baþlarýna Ensar'dan bir adamý kumandan tâyin etti ve askerlere, kumandanlarýna itaat emretti. Yolda Kumandan maiyyetine öf­kelendi de:

Peygamber (s.a.s.), bana itaat etmenizi emretmiþ deðil mi? dedi.

Askerler:

Evet, emretti!, dediler.

Kumandan:

Kat'î olarak size emrettim ki, muhakkak odun top­layacaksýnýz ve bir ateþ yakacaksýnýz, sonra da ateþin içine gireceksiniz, dedi.

Sahabîler, odun topladýlar, bir ateþ yaktýlar. (Bazýsý) ateþin içine girmeyi kasdettikleri zaman, bir kýsmý, diðer bir kýsmýna bakmaya ve:

Bizler, Peygamber'e ancak ateþten kaçmak Ýçin tabi olmuþuzdur. Böyle iken þimdi biz, bu ateþe girer miyiz?, dedi.

Onlar, böyle konuþma yaptýklarý sýrada ateþin alevi söndü ve kumandanýn da öfkesi sakinleþti. Sonra bu vak'a Peygamber (s.a.s.)'e zikrolununca, Peygamber (s.a.s.):

"Eðer mücahidler bu ateþe girselerdi, ebediyyen on­dan dýþarý çýkamazlardý. Çünkü amire itaat, ancak mâkul ve meþru olan emirler hakkýndadýr." buyurdu.[59]

Yetkili emir sahihleri, Ýslâm'a tabi olduklarý müddet­çe, Allah'a ve Rasulullah (s.a.s.)'e itaat ettikleri müddetçe ve yaptýrmak istedikleri iþler de, Ýslâm'a uygun olduðu, yani ma'kul ve meþru olduðu müddetçe emirlerine Ýtaat edilir... Aksi olursa reddolunur...

Ali b. Ebi Talib (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.), þöyle buyurdu:

"(Allah'a) masîyyet hakkýnda kula itaat yoktur. Ýtaat, ancak ma'rufta (ma'kul ve meþru olan emirler hakkýn­dadýr.[60]

Ümmet bir birlik içinde Ýslâm bayraðýnýn gölgesinde, Ýslâm Devletinin baþýnda mü'minlerin halifesi olduðu, yani yönetim Ýslâmî, yönetenler Ýslâm'la yönettikleri bir dönem­de nasýl davranýlmasý gerektiðini bize Önderimiz RasuÝullah (s.a.s.) öðretmiþtir!...

Abdullah b. Ömer (r.anhuma)'nm rivayetiyle Rasulul­lah (s.a.s.) þöyle buyurur:

"Devlet amirlerinin, sevdiði yahud sevmediði husus­lardaki emirlerini dinlemek ve ma'siyyetle emrolunmadýkça itaat ve icabet etmek , müslim kiþi üzerine vacib bir haktýr. Ma'siyyetle emrolunduðu zaman da, dinlemek ve boyun eð­mek yoktur. [61]

Hakimiyetin kayýtsýz ve þartsýz Allah'a aid olduðu, Ýslâm'ýn hakim, mü'min müslümaniarýn iktidar olduðu, müs-lümanlarýn beþ emniyetinin, yani din, can, mai, akýl ve nesil emniyetinin saðlandýðý "Daru'l-Ýslâm"da durum bu iken, ya iþgal altýndaki Ýslâm topraklarýnda hakimiyet taðutlarýn, ikti­dar mürtedlerin, gayr-ý müslimler egemen, müslümanlar mahkûm olduðunda durum, ona göre deðerlendirilmelidir...

Yine Önder Rasulullah (s.a.s.)'e itaat konusunda Rab-bimiz AlÝah (c.c.) þöyle buyurur:

"Hayýr, öyle deðil, Rabbine andolsun, aralarýnda çe­liþtikleri þeylerde seni hakem kýlýp sonra senin verdiðin hükme, içlerinde hiç bir sýkýntý bulunmaksýzýn, tam bir tes­limiyetle teslim olmadýkça, iman etmiþ olmazlar.[62]

Muvahhid mü'minler, Allah'ýn emri üzere önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'a tam teslim olmuþ ve O'nun verdiði hükme razý olmuþken, müslüman görümünde onlarýn duru­mu ise þöyledir:

"Onlara: 'Allah'ýn indirdiðine ve Rasul'e gelin denil­diðinde, o münafýklarýn senden kaçabildikçe kaçtýklarýný görürsün. [63]

Allah'a ve Rasulullah (s.a.s.)'e katýksýz iman edip, imanlarýndan doÝayý hiç bir þübheye düþmeyen ve imanlarýn gereði olan itaati gösterenler; yani salih amelde bulunanlarý þöyle beyan buyuruyor Rabbimiz Allah:

"Kim, Allah'a ve Rasul'e itaat ederse, iþte onlar, Al­lah'ýn kendilerine nimet verdiði Peygamberler, sýddîkler, þehidler ve salihlerle beraberdir. Ne iyi arkadaþtýr onlar!. [64]

"Kim, Rasul'e itaat ederse, gerçekte Allah'a itaat et­miþtir. Kim de, yüz çevirirse, Biz, seni onlarýn üzerine koru­yucu göndermedik. [65]

"Dinde zorlama yoktur." Yani hiç bir gayr-i müslim; zor kullanarak Ýslâm Dini'ne sokulamaz... Ona, Ýslâm zor ile kabul ettirilemez... En ince noktalarýna kadar veyahud onun ihtiyacý olaný, 'kafasýna takýlýp sorduðu þeyleri, Kur'ân'dan, Sünnet'den, icmâdan ve kýyastan naklî, aklî ve mantýkî de­liller getirilerek izah edilir... Kabul etmek ve etmemekte serbesttir. Kabul ederse mü'min müsiümanlarla kardeþ olup ayný haklara sahib olur... Kabul etmezse, eðer Ýslâm Devleti hâkim ise, "Daru'l-îslâm'"da zimmî olarak yaþayabilir... Eðer gayr-ý Ýslâmî bir ortamda ise, meselâ Komünizm, Kapi­talizm, Faþizmin, Laiklik ve Demokrasinin hakim olduðu bir ülkede ise, kendisine Ýslâm teblið edilir ve vicdaný ile baþbaþa býrakýlýr... Zaman zaman kendisine Ýslâm hatýrlatýlýr, yeni yeni olaylar vesile kýlýnarak Ýslâmî çözümler anlatýlýr ve hidayeti için dua edilir...

Bu, gayr-ý müslimler için böyledir... Gayr-ý müslim denilince, aklýmýza yalnýz Yahudî ve Hristiyanlar gelmemeli... Yahudî ve Hristiyanlar, Ehl-i KÝtab olan gayr-ý müs-Iimlerdir. Bir de, Ehî-i Kitab olmayan gayr-ý müslimler var­dýr..: Komünistler, Faþistler, Kapitalistler, Liberalistler, Nas­yonalistler, Laikler ve Demokratlar gibi, Ýslâm'ý hayat niza-mý kabul etmeyenler de, gayr-ý müslimlerdir... Yegane Rab­bimiz Allah'ý, yegane kanun koyucu kabul etmeyenlerdir bunlar... Kur'ân-ý Kerim'i hayatî hiç bir meseleye karýþtýrmaz ve karýþtýrýlmasýný yasak ederler... Allah'ýn emirlerini, yani kanunlarýný, yani Kur'ân-ý Kerim'i, Rasulullah (s.a.s.)'ýn Sünnetini, siyasete, ekonomiye, hukuka ve sosyal meselelere m.dahÝl etmezler... Kitab ve Sünnet'i, bunlarýn dýþýnda tu­tarlar... Ayrýca Kur'ân ve Sünnet'i siyasete, ekonomiye, hu­kuka ve sosyal meselelere müdahil etmek isteyen muvahhid mü'minlere de taðutî ve gayr-i Ýslâmî devletlerinin düzenle­rinin güvenliðini tehlikeye düþürücü eylemlerde bulunduðu ve tehlikeli fikir kümelerini oluþturduðu için en aðýr cezalar verir, iþkenceye tabi tutar ve yýllarca zindana atarlar... Bun­dan dolayý gayr-ý müslim kavramýný iyi kavramak, tahlil edip yerinde kullanmak gerekir...

Ýnsanlar, Allah'ý Rabb, Rasulullah (s.a.s.)'ý Önder Pey­gamber, Ýslâm'ý din ve Kur'ân'i temel yasa, yani hayat düstu­ru olarak kabul edip bunlarýn aleyhine bir suç iþlemediði ve akide konusunda aykýrý davranmadýðý sürece müslüman ol­muþ ve ümmetin bir parçasý hâline gelmiþtir...

Ýslâm'ý kabul etmesi ve müslüman olma konusunda zorlanmaya, kiþiler, müslüman olduktan sonra imanýn ve dinin gereði olan vazifeleri yapma konusunda zorlanýrlar... Yani emr-i bi'1-maruf ve nehy-i ani'l münker yapýlýr... Gerek iman konusunda, gerekse amel konusunda hatalarý giderilir, noksanlýklarýný tamamlamasý için yardýmcý olunur... Allah ve Rasulü (s.a.s.)'ýn emirleri doðrultusunda hareket etmesi saðlanýr... Böyle davranmak, her muvahhid mü'minin üzeri­ne ertelenmesi mümkün olmayan anýn vacibidir...

Rabbimiz AlÝah (c.c), þöyle buyurur:

"Allah ve Rasulü, bir iþe hükmettiði zaman, mü'min olan bir erkek ve mü'min olan bir kadýn için o iþte kendi is­teklerine göre seçme hakký yoktur. Kim, Allah'a ve Rasu-lü'ne isyan ederse, artýk gerçekten o, apaçýk bir sapýklýkla sapmýþtýr.[66]

Mü'min müslüman olduktan sonra, Allah ve Rasulul-lah (s.a.s.)'ýn emirlerine tabi olmak mecburiyeti gündeme gi­rer...

Taðutî ve gayr-i Ýslâmî düzenlerde belli bir yaþa gel­miþ erkek vatandaþlar askere almýyor. Ýsteyerek veya iste­meyerek, askere giden vatandaþlar kýþlanýn nizamiye kapý­sýndan içeri girip teslim olduktan sonra, kýhk-kýy af etinden, yemesi-içmesinden, yatmasý-kalkmasýndan ve günlük tüm hareketlerinden dolayý belli bir düzene tabi olmak mecburi­yetindedir... Taðutî ve gayr-i islamî ordunun kendisine has kanunlarý ve tüzükleri vardýr... Kýþlaya gidip teslim olan her vatandaþ, bu kanunlara ve tüzüklere uymak mecburiyetinde­dir... Uymayanlar için gerekli cezaî müeyyide uygulanýr... Askere gitmeden önce veya askerlikten sonraki sivil hayatta, askerî kanunlar ve tüzükler vatandaþlarý enterese etmez, amma asker olur olmaz, bu kanun ve tüzüklere uymak zo­runluluðu vardýr. Asker olmadýkça , kimse kendisini bu ka­nun ve tüzüklere uymaya zorlamaz, fakat asker olunca, ya u-yar, ya da uydurulur... "Ben, asker olurum, amma askerî ka­nun ve tüzüklere uymam, gönlümün ve keyfimin istediði gibi hareket ederim. Kimse benim kýlýk ve kýyafetime , yeme ve içmeme, yatma ve kalkmama, hâl ve hareketime karýþa­maz.... vs.....vs..." denilebilir mi veya diyenler var mýdýr?

Bu, böyledir!...

Tevhid akidesine iman etmiþ ve Ýslâm'a teslim olup muvahhid mü'min müslümanlarm mekâný olan Ýslâm kýþlasý­nýn nizamiye kapýsýndan içeri girenler, bu mekânýn kanun ve tüzüklerine uymak mecburiyetindedirler... Yani Kur'ân ve Sünnet'e tabi olmak zorundadýrlar... Bu mekâna girip üm­metin bir ferdî olup mü'min müslümanlarla kardeþ olanlar, kendi keyiflerinin, yani nefs-i emmarelerinin, heva-u he­veslerinin istediði þekilde hareket edemezler... Onlar, bu ar­zularýný, AlÝah ve Rasulullah (s.a.s.)'ýn, yani Kitab ve Sün-net'in emrine tabi kýlarlar. Bu tür davranýþ onlarýn, imanlarý­nýn gereðidir... Gerçekten katýksýz iman eden bir kiþinin tes­limiyetidir bu!.. Aksine davranýyorsa, iman noktasýnda teh­likeli bir konuma ve amel noktasýnda iflas etmiþ bir duruma düþer...

Ebu Muhammed Abdullah b. Amr b. el-Âs (r.anhu-ma)'nýn rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) þöyle buyurur:

"Sizden hiçbiriniz, arzulan benim (Allah katýndan) getirip teblið ettiðim dine uymadýkça mü'min olmuþ olmazsýnýz..[67]

Rabbimiz Allah, þöyle buyurur:

"Aralarýnda hükmetmeleri için onlar, Allah'a ve Rasu-lüne çaðrýldýklarý zaman, onlardan bir grup yüz çevirir.

Eðer hak onlarýn lehlerinde ise, ona boyun eðerek ge­lirler.

Bunlarýn kalblerinde hastalýk mý var? yoksa kuþkuya mý kapýldilar? Yoksa Allah'ýn ve Rasulünün kendilerine karþý haksýzlýk yapacaklarýndan mý korkmaktadýrlar? Hayýr, onlar, zalim olanlardýr.

Aralarýnda hükmetmesi için Allah'a ve Rasulüne çað­rýldýklarý zaman, mü'min olanlarýn sözü: "Ýþittik ve itaat ettik" demeleridir. Ýþte felaha kavuþan bunlardýr.

Kim, Allah'a ve Rasulü'ne itaat ederse ve Allah'dan korkup O'ndan sakýnýrsa, iþte kurtuluþa ve mutluluða erenler bunlardýr.[68]

Ümmetin mutlak müctehid imamlarýndan Ýmam Þafiî (rh.a), bu konuda þunlarý beyan eder:

"Bu ayette AlÝah, insanlara þunu bildirmiþtir:

Onlarýn aralarýnda hükmetmesi için Hz. Peygamber'e çaðrýlmalarý, Allah'ýn hükmüne çaðrýlmalarý demektir. Çün­kü aralarýnda hüküm veren Hz. Peygamber'dir. Onlar, Hz. Peygamber'in hükmünü kabul ederken, onu Allah'ýn farzýna uyarak kabul etmiþlerdir.

Yine Allah, onlara bildirmiþtir ki, Peygamber'in hük­mü, O'nun hükmü demektir. Çünkü AlÝah, Peygamber'in hükmüne uymayý farz kýlmýþ, ezelî ilminde geçtiði üzere, O'nu ma'sum ve muvaffak kýlmakla mutluluða erdirmiþ, O'nun, insanlarý doðru yola ilettiðine ve kendi emrine uydu­ðuna tanýklýk etmiþtir.

Böylece Allah, kullarýný Peygamber'e itaate mecbur ederek ve onlara, O'na itaatin kendisine itaat olduðunu bildi­rerek, farzýný pekiþtirmiþtir.

Kýsaca, AlÝah, insanlara hem kendi emrine, hem de Peygamberinin emrine uymalarým farz kýldýðým, Peygam­berine itaatin kendisine itaat olduðunu bildirmiþtir. Sonra da yüce Allah, Peygamberinin de kendi emrine uymasýnýn farz olduðunu bildirmiþtir. [69]

Yegane Rabbimiz Allah (c.c.) þöyle buyurur:

"Ey iman edenler, size hayat verecek þeylere sizi ça­ðýrdýðý zaman, Allah'a ve Rasulüne icabet edin. Ve bilin ki, muhakkak AlÝah, kiþi ile kalbi arasýna girer ve siz, gerçekten O'na götürülüp toplanacaksýnýz[70]

Bu ayet-i kerimedeki emrin Asrý Saadet'teki uygu­lanmasý ve tüm zamanlarda ayný þekilde uygulanmasýnýn ge­reði için bir örnek verelim.

Ebu Said Ýbnu'l-Mualla (r.a.) þöyle demiþtir:

Ben, namaz kýlýyordum. Rasulullah, bana uðradý ve beni çaðýrdý. Ben, namazý bitirinceye kadar O'nun yanma girmedim, Ondan sonra yanma gittim.

Rasulullah (s.a.s.):

"Senin gelmenden, seni men'eden nedir? Allah: "Ey iman edenler, size hayat verecek þeylere sizi çaðýrdýðý zaman, Allah'a ve Rasulüne icabet edin" buyurmadý mý?" dedi.

Sonra Rasulullah, bana:

"Sen, bu mescidden çýkmadan önce, sana muhakkak Kur'ân'daki en büyük sûreyi Öðreteceðim." buyurdu.

Rasulullah, mescidden çýkmaða davrandýðý zaman ben, kendisine va'dettiði þeyi hatýrlattým.

Ve Muaz Ýbn Ebu Muaz, þöyle dedi:

Bize, Þu'be, Habib'den tahdis etti ki, O, Hafs'dan i-þitmiþtir. O da, Peygamber'in Sahabîlerinden bir adam olan Ebu Said'den bu hadisi iþitmiþtir...

Ve Rasulullah (s.a.s.):

"O sûre, El-Hamdulillâhi Rabbi'l-âlemin'dir. Namazda tekrar edilen yedi ayettir" buyurdu. [71]

Muvahhid mü'minler, yeryüzünün hangi bölgesinde olurlarsa olsunlar, hangi ýrka, hangi renge ve hangi dile mensub olurlarsa olsunlar, bir milletin ve bir ümmetin fert­leri olup hepsi kardeþtirler... Yeryüzünün varisleri olan mu­vahhid mü'minler, hangi bölgede ve hangi konumda olurlar­sa olsunlar, kýsaca izah edilen bu Tevhtd akidine, bu katýksýz imana sahib olmalý ve onu çok sýký bir þekilde korumalýdýr­lar...

Köylüsünden þehirlisine, yani bedevisinden Medenî­sine, tahsillisinden tahsilsizine, erkeðinden kadýnýna, gen­cinden ihtiyarýna, fakirinden zenginine, yani yedisinden yetmiþine kadar bütün Müslümanlar, taðutu, her þeyiyle red­dederek, katýksýz imaný kalbe yerleþtirip gereði olan salih ameli iþlemelidirler...

Bütün Ýslâm Milleti ve Rasulullah (s.a.s.) ümmeti, gö­nül gönüle, elele ve omuz omuza olmalarý gerekir... Yeryü­zünün varisleri olan musahhid mü'minler, yeryüzünden fit­neyi ve fitnecileri giderip Allah'ýn dinini hakim kýlmalýdýr­lar. Bu, onlarýn ertelenmez, vazgeçilmez vazifesidir...[72]

Bu vazife yapýlmayýnca, þu ilâhî tehditte karþý karþýya kalýnýr ve toplumsal ceza hakkedilmiþ olur:

"Ve sizlerden yalnýzca zulmedenlere isabet etmekle kalmayan bir fitneden korkup sakýnýn. Bilin ki, gerçekten Allah, (ceza ile) sonuçlandýrmasý pek þiddetli olandýr. [73]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Cihad ve's-Siyer, B.13 Hds.23

[2] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Ýmare, B.4I, Hds.144.

[3] Sahih-i Buhârî, Kitabu'1-Ýman, B.17, Hds.19 Sahih-i M slim, Kitabu'1-Ýman, B.36, Hds.135. Sünen-i Neseî, Kitabu'l-Cihad, B.17, Hds. 3115-3116. Sünen-i Tirmizî, Kitabu Fedailu'l-Cihad, B.22, Hds. 1709 Sünen-i Dârimî, Kitabil-Cihad, B. 4, Hds. 2398.

[4] Sünen-i Dârîmî, Kitabu'r-Rikak, B.28, Hds. 2742.

[5] Sünen-i îbn Mâce, Mukaddime, B.9, Hbr. 61.

[6] Muhammed, 47/19.

[7] Hucurât,49/14.

[8] Asr, 103/1-2-3.

[9] Bakara, 2/260

[10] Hazret-i Emir Ali Ýbn Ebi Talib, Nehcu'l-Belâga, çev. Abdulbakî Gölpýnarh, Kum, 1989, Sh.402.

Not: Bu hikmetli söz için Aliyyü'1-Karî (rh.a) þöyle diyor:

"Bu, hadis deðildir. Kuþeyrî'nin Risalesi'nde anlattýðýna göre Amir b. Abdullah'ýn sözüdür. Meþhur olan Hazret-i Ali'nin sözüdür. Bunu, ma­hallinde açýkladýk."

Aliyyü'I-Karî, Zayýf Hadisleri Öðrenme Metodu, çev. Ahmed Serdaroðlu, Ýst. 1986, Sh.98.

[11] Âl-i Ýmrân, 3/189-190-191.

[12] Ayetler için bkz. Bakara, 2/107, Tevbe, 9/116, Nur, 24/42, Fur-kan, 25/2, Zümer, 29/44, Þura, 42/49, Câsiye, 45/27, Fetih, 48/14.

[13] Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnýzca) O'nundur. Âlemlerin Rabbi olan AlÝah, ne yücedir." A'raf, 7/54.

[14] Ebu Hüreyre (r.a.)'dan

Rasulullah (s.a.s. Bir Arabîntn sorusuna cevab olarak):

"Emanet, zayi edildiði zaman kýyameti bekle" buyurdu.

Arabî

Emaneti zayi etmek nasýl olur ya Rasulullah? diye tekrar sorunca: "îþ, ehli olmayan kimseye havale edilip dayandýrýldýðý zaman kýya­meti bekle!" buyurdu.

Sahih-i Buhârî, Kitabu'r-Rikak, B.35, Hds.83.

[15] Mülk, 67/1-4.

[16] Âl-Ümrân, 3/192-193-194.

[17] Hüküm yalnýzca Allah'ýndýr. O, kendisinden baþkasýna kulluk e -memenizi emretmiþtir. Dosdoðru din, iste budur^Ancakp mezler." Yûsuf, 12/40 ve 67. Ayrýca bkz. Kasas, 28/88. Enam, 6/62 ve 57.

[18] Zariyat, 51/56.

[19] Bkz. Ahzâb, 33/21.

[20] En'am, 6/162-163-164.

[21] Zuhruf, 43/84-85.

[22] Ra'd, 13/16.

[23] Kehf, 18/26.

[24] Nisa. 4/116 ve 48.

[25] Rum, 30/30-31.

[26] Zümer, 39/17-18.

[27] Deðerli Ýslâm ulemâsýndan müfessir Ebu Cafer Muhammet! bin Cerir et-Taberî (rh.a), Taðut kavramý için þöyle diyor:

"Allah'ýn indirdiði hükümlerin karþýsýna dikilen, ayaklanan, Allah'ýn emirlerine mukabil yeni hükümler icad eden her varlýk, Allah'dan baþka Ýtaat edilmesi Ýstenen herhangi bir þey, ister bilerek, isteyerek itaat etsinler, uysunlar; isterse zorla, tehditle boyun eðsinler, her iki hâlde de, bu uyulan ve itaat edilen þey, Taðuttur. Bu nesnenin, insan olmasýnýn, þeytan olmasý­nýn, put olmasýnýn, yahud da bunlardan baþka.herhangi bir þey olmasýnýn ehemmiyeti yoktur."

Ýbn Cerir et-Taberî, Camiu'l-Beyan Fi Tefsiri'1-Kur'ân, Mýsýr, 1324, C3, Sh. 13.

Türkçe Tercemesi: Taberi Tefsiri, çev. Kerim Aytekin. Hasan Karakaya, Ýst. 1996, C.2, Sh. 115.

[28] Ahzâb, 33/41-42-43.

[29] Sahih-i M.slim, Kitabu'l-Ýmare, B.l, Hds. 1 -Sahih-i Buhârî, Kitabu'1-Ýman, B.37, Hds.43. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'1-Ýman, B.4, Hds. 2738. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu's-Sünnet. B 17 . llds. 4695. Sünen-i Neseî, Kitabu'i-Ýman, B.5, Hds. 4957. Sünen-i Ýbn Mâce, Mukaddime, B.9, Hds. 63.

[30] Sahýh-i Buhârî, Kitabu'l-Cihad ve's-Siyer, B.46, Hds.71. Sahýh-i Müslim, Kitabu'1-Ýman, B.10, Hds. 48-49-50. Sunen-i Ýbn Mâce, Kitabu'z-Zühd, B.35, Hds. 4296.

[31] Sahih-i Buhârî, Kitabu'1-Ýman, B.8, Hds. 9. B.13, Hds.14

Kitabu'1-Edeb, B.42, Hds.70. Sahih-i Müslim, Kitabu'1-Ýman, B.I5, Hds. 67-68. Not: Ýmam Müslim'in kaydýnda þu ziyade vardýr: ("Küfre dönmekten" ifadesi yerine), "Yahudi ve Hristiyan olmaða dönmekten" demiþtir.

Hadis 68'in devamýnda, numarasýz.

Sünen-i Neseî, Kitabu'1-Ýman, B.2 Hds. 4954-B.3 Hds. 4955- B.4,

Hds. 4956.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu'1-Ýman, B.10. Hds.2759.

[32] Sahih-i Müslim, Kitabu'1-Ýman, B.ll, Hds.56.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu'1-Ýman, B.10, Hds. 2758.

[33] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-îmare, B.31,,Hds.ll6. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Vitr, B.26, Hds. 1529 Sünen-i Neseî Kitabu'l-Cihad, B.18, Hds. 3117.

[34] Nahl, 16/36.

[35] Bakara, 2/256.

[36] Sahih-i Buharý Kitabu'1-îman, B.7, Hds. 8 ve 7. Sahih-i Müslim, Kitabu'1-tman, B.Ý6, Hds. 69-70. Sünen-i Neseî, Kitabu'1-Ýman, B.19, Hds. 4980-4982. Sünen-i Ýbn Mâce, Mukaddime, B.9, Hds. 67. Sünen-i Dârimî, Kitabu'r-Rikak, B.29, Hds. 2744.

[37] Bakara, 2/165

[38] ÂMÝmrân, 3/31-32.

[39] Hucurât, 49/15

[40] Muhammed b. Ýdris eþ-Þâfiî, Er-Risale, çev. Prof. Dr. AbdulkadÝr Þener-Prof. Dr. Ýbrahim Çalýþkan, Ank. 1996, Sh.49, Md.236.

[41] Nisa, 4/136.

[42] Taðebûn, 64/8.

[43] A'raf, 7/158.

[44] Fetih, 48/8-9.

[45] Fetih, 48/13.

[46] Nur, 24/62.

[47] Abdulfettah El-Kadî, Esbâb-ý Nüzul, çev. Doç. Dr. Salih Akde­mir, Ank. 1986, Sh.284-285.

[48] Muhammed b. Ýdris eþ-Þâfiî, er-Risale, Sh. 49, Md. 239-241.

[49] NahI, 16/106.

[50] Ýmam Ebu'l-Hasen Ali bin Ahmed El-Vahidî, Esbâb-ý NüzOl çev. Dr. Necati Tetik-Necdet Çaðýl, Erzurum, T.Y. Sh.312.

Elmalý M. Hamdi Yazýr, Hak Dini Kur'ân Dili, Ýst. T.Y. (Yenda Ya­yýnlarý) C.5, Sh.291.

Sünen-i Neseî, Kitabu'1-Ýman, B. 17, Hds, 4974.

[51] Âl-iîmrân,3/l?".

[52] Enföl, 8/21-22.

[53] Mâide, 5/92.

[54] Enfal, 8/46.

[55] Muhammed, 47/33.

[56] Nisa, 4/59.

[57] Nisa, 4/59

[58] Sahih-i Buhârî, Kitabu't-Tefsir, B.83, Hbr. 106. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Ýmare, B.8, Hbr. 31. Sünen-i Ebû Davud, Kitabu'l-Cihad, B.87, Hbr. 2624. Sünen-i Neseî, Kitabu'1-Biat, B.28, Hbr, 4176. El-Vahidî, A.g.e. Sh. 166.

Abdulfettal El-Kadî, A.g.e. Sh.115.

[59] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Ahkam, B.4, Hds.9.

Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Ýmare, B.8, Hds. 39-40.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Cihad, B.87, Hds. 2625.

Sünen-i Neseî, Kitabu'1-Biat, B.34, Hds. 4187.

Sünen-i Ýbn Mâce, Kitabu'Ý-Cihad, B.40, Hds. 2863.

Not: Ýbn Mâce'nÝn kaydýna göre, kumandanda þaka etme huyu var-

Abdulfettah El-Kadî. A.g.e. Sh.115.

[60] Sahih-i Buhârî, KÝtabu Ahbari'l-Ahadî, B.l, Hds. 12. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Ýmare, B.87, Hds. 39. Sünen-i Ýbn Mâce, Kitabu'l-Cihad, B.40, Hds. 2863-2864.

[61] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Ahkam, B.4, Hds. 8. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Ýmare, B.8, Hds. 38. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Cihad, B.87, Hds. 2626. Sünen-i Ýbn Mâce, Kitabu'l-Cihad, B.40, Hds. 2864. Sünen-i Neseî, Kitabu'1-Biat, B.34, Hds. 4188. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Cihad, B.29, Hds. 1759.

[62] Nisa, 4/65

[63] Nisa, 4/61.

[64] Nisa, 4/69.

[65] NÝsâ, 4/80,

[66] Ahzâb, 33/36

[67] Ýmam Nevevî, Kýrk Hadis, Hds. 41.

Hatib-ý Tebrizî, Miþkâtu'l-Mesabîh, Kitabu'1-Ýman, B.5, Fasýl. 2, Hds. 167 (28)

Ýbn Kesir, Hadislerle Kur'ân-ý Kerim Tefsiri, çev. Dr. Bekir Karlýða ve Dr. Bedrettin Çerirer, Ýst. 1984, c.4, sh. 1751.

[68] Nur, 24/48-52.

[69] Muhammed b. Ýdris eþ-Þâfiî, Er-Risale, Sh. 56-57, Md. 278-281

[70] Enfal, 8/24.

[71] Sahih-i Buhârî, Kitabu't-Tefsir, B.130, Hds. 168.

[72] Bkz. Bakara, 2/193 ve Enfâl, 8/39.

[73] Enffîl, 8/25.
DAHA GÖRECEK GÜZEL GÜNLERÝMÝZ VAR

 

  Yorumlar

 
Burhan Çaçan - Allah Adýný Zikredelim Evvela Bahri


2014 = AbduRRahman ÖnüL = TeLeaL Bedru


Elveda Ramazan, HoþGeldin BayraM__


Bir defa daha söyle


Aþkým Sen Ol Allah'ým...


RaSuL ve NeBi Ne Demaktir...?


Celaleddin Ada__2013__Geldim Kapýna...


Osman Yanardað - Yunusum


Adnan Aydýn - Gül Yüzünü Rüyamýzda


Mustafa Cihat - Emanet dinle


Grup 571 - ya iLahi iLahiSi


M-ozcan Gunesdogdu ettehiyyatu


Ahmet ZeyD Tetik - Ey SevgiLi


Hasan Dursun - Ravza


2015 Yeni aLbüm - Muzaffer Gürler - Me DiL DaYe


Ali Ercan - Doyamadim Muhammede


Kuran-ý Kerim 86 Sayfa Dinle


Oyuncak Satýn Alacaðým


Ertuðrul ERKÝÞÝ - Güllerin Efendisi - Allah De Kalbim


Ali Ercan - Hayat Denen Kandil Söner


GüLLer Açmýþ RavZasýnda iLahisi DinLe


DurSun ALi ErzincanLý - Hz. ALi'nin DuaSý


RebiüLevveL ÝLahisi DinLe


RebiüLevveL Ayýnýn ÝbadetLeri Ve TesbihLeri


RebiüLevveL Ayý Nedir ?


RebiüLevveL Ayýmýz Mübarek OLSun


tubidy ilahiler indir


AraFat DaÐýda Bir Yüce DaÐdýr iLahisi DinLe


MuStaFa CeCeLi - SevdiM SeNi MabuduMa


MuStaFa CeCeLi - BeN Yürürüm YaNe YaNe


Bu Gece aÐLar GözLerim iLahiSi


(YepYeNi) GönLüme SoR - MuRat BeLet


SeNai DemirCi - GençLiÐim


aSKer DuaSý - MinareLer SünGü KubbeLer MiGFer


Grup TiLLo - OrtaÐiz Bir NamuSa


Götürün Sevdama


Sevdim Seni


Gönül


Müsaden Var Mý Ya Rasulallah


Aðlaya Aðlaya


Bedava En güzel ilahileri bulabileceğiniz ilahi indirme Sitemizdeki ilahiler online ilahi dinleme amacıyla orjinalinden değiştirilmiş demo haline getirilmiştir. Amacımız bu ücretsiz bedava ilahileri sizlere tanıtmak ve sevdirmektir. Sitemiz sadece ücretsiz bedava ilahi dinleme amaciyla kurulmuştur. Sitemizde mp3 ilahi indirme download veya yükleme linkleri bulunmamaktadir.

Copyright © 2009 © 2023 Tüm Hakları Saklıdır iLahi.Be

Desing By eFe